Zümrüdüanka Kuşu

Cevapla
erkanca
Mesajlar: 486
Kayıt: Cmt Ara 29, 2018 9:00 pm

Zümrüdüanka Kuşu

Mesaj gönderen erkanca » Çrş Oca 02, 2019 5:21 pm

Pers mitolojisinde ortaya çıkan ve zaman içerisinde doğudaki hikâye ve efsanelerde de yer almaya başlayan bir kuştur. Efsanelerde bu ismi dışında Simurg, Sênmurw, Sîna-Mrû, Anka gibi başka isimlerle de anılmaktadır. Türk Mitolojisi’nde ise “Anka Kuşu” veya “Tuğrul Kuşu” olarak anılan bu kuş yabancı kaynaklarda ise “Phoenix” olarak geçmektedir. Pers edebiyatında Homa olarak tanımlanmış, Arapça kaynaklarda ise Rukh olarak yer almıştır.

Zümrüdüanka Kuşu’nun insan gözüyle göremeyeceği yükseklikte uçtuğu ve Kaf Dağı’nda yaşadığı söylenmiştir. Bazı efsanelerde 500 sene yaşadığı anlatılmaktadır.

Farklı kültürlere ait efsanelerde ve resmedildiği sanatlarda Zümrüanka Kuşu , farklı şekillerde tasvir edilmiştir. Fars sanatında kuş şeklinde dev kanatları olan bir yaratık olarak tasvir edilirken, bazen köpek başlı aslan pençeli olarak çizilmiştir. Yunan mitolojisinde kalın tüyleri olan kartaldan biraz daha büyük olarak tasvir edilmiştir. Fakat farklı şekillerde tasvir edilmesine rağmen efsanesi hemen hemen her kültürde aynıdır. Antik İran kaynaklarında kendisini alevlerle kaplayana kadar 1700 yıl civarı yaşadığı, başka kayıtlarda ise ölümsüz olduğu Bilgi Ağacı’nda bir yuvada yaşadığından bahsedilir. Ayrıca İran efsanelerinde bu kuşun çok yaşlı olduğu ve Dünya’nın yıkılışına üç defa tanık olduğu söylenmiştir. Bu süreçte o kadar çok şey görüp öğrenmiştir ki, tüm zamanların bilgisine sahip olduğu belirtilmiştir.

Bazı kaynaklarda Zümrüdüanka kuşu’nun her uçuşa kalktığında, bilgi ağacının yapraklarının titreyip bitkilerin tohumlarının dökülmesine sebep olduğu, sonrasında tüm bitkilerin kök almasını sağladığı anlatılmıştır. Bu bitkilerin sayesinde de insanoğlunun tüm hastalıklarının tedavi olduğu söylenmiştir.

Zümrüdüanka Kuşu’nun rengi hakkında ise, bazı kaynaklar bakır renginde olduğu, bazı kaynaklar ise tüm kuşların renklerini bir arada barındırdığından söz etmektedir. Kaynaklarda bu kuşun iyilikten yana olduğu ve kanatlarının bir dokunuşunun her hastalığı iyileştirdiğinden bahsedilmiştir.

Efsanelere göre Zümrüdüanka Kuşu kendi ölümünün yaklaştığını hissedince kendine dallardan bir yuva inşa eder ve sonrasında bilinmeyen bir sıvıyla bu yuvayı sıvarmış. Ardından güneş ışınları kuru dalları yakar ve bu sayede yanar ölürmüş. Sonrasında küllerinin arasından yeniden bir Anka Kuşu olarak doğarmış. Bu nedenle birçok dinde yeniden varoluş veya diriliş sembolü olarak ifade edilmiştir.

Gelelim efsaneye…
Zümrüdüanka Kuşu rivayete göre bilgi ağacının dallarının arasında yaşarmış ve her şeyi bilirmiş. Kuşlar ona o kadar güvenirmiş ki, ne sorun olursa Zümrüdüanka Kuşu’nun hemen sorunu çözeceğine inanırlarmış. Bir gün gelmiş ve Zümrüdüanka Kuşu ortadan kaybolmuş. Bunun üzerine diğer kuşlar onu bulabilmek için yola çıkmışlar. Kaf Dağı’nın tepesinde olduğu için ona ulaşmak çok zorluymuş, yedi dipsiz vadiyi aşmaları gerekliymiş.

Zümrüdüanka Kuşu’na ulaşmak için tüm kuşlar bir arada gökyüzüne doğru uçmaya başlamışlar. Ama yolculuk sırasında aralarından bazıları yorulmuş ve düşmüş.

Kuşları arasından önce bülbül, güle olan aşkını hatırlamış ve dönmüş… Sonra papağan tüylerini düşünmüş ve dönmüş… Ardından Kartal tepedeki krallığını hatırlayıp bırakamamış… Onun ardından baykuş yıkıntılarını, balıkçıl kuşu da bataklığını özlemiş… Böylece kuşların sayısı gittikçe azalmış.

Yedi dipsiz vadinin hepsi birbirinden zorluymuş…

“Nefs” vadisi
Kuşlar bu vadiye girdiklerinde burada her şeyi bulunca, burayı cennet sanmışlar. Zevk, sefa, zenginlik her şey varmış. Burası çalışmadan her şeyin elde edilebileceği bir vadiymiş. Birçok kuş buraya kendini öylesine kaptırmış ki, birçok kayıp vermişler…

“Aşk” vadisi
Bu vadi ise sislerle kaplıymış. Buraya girdiklerinde her gördükleri taş, ağaç ve benzer nesneleri bir başka kuş sanmışlar. Birçoğunun gözü kör olmuş ve devam edememiş…

“Cehalet” vadisi
Burada ise birçok ilginç nesne görmüşler… Fakat çevrelerini önemsemeyi o kadar unutmuşlar ki, ardından düşünmemeye başlamışlar, sonrasında unutmuşlar. Hatta Anka’yı bile unutmuşlar. Sonra akıllarındakiler hafifleyince, gülümsemeye başlamışlar…

“İnançsızlık” vadisi
Bu vadi ise her şeyin anlamını yitirdiği bir vadi imiş. Yaralanan ve düşen bir kuşu görüp her birinin başına aynı şeyin geleceğini söylemişler. Anka’ya ulaşsalar da kendilerine yardım edemeyeceğini düşünenler olmuş. İnancını kaybedip geri dönen birçok kuş olmuş.

“Yanlızlık” vadisi
Bu vadiye giren kuşlarda bir korku olmuş. Çevrelerindeki diğer kuşları göremez olmuşlar. Sadece kendilerinin kaldığını düşünmüşler. Bazıları tek başına avlanmaya çalışmış, bazıları büyük hayvanlara yem olmuş. Bir arada uçtuklarını unutur olmuşlar…

“Dedikodu” vadisi
Bu vadinin her yerinde fısıltılar varmış. En arkada olan bir kuş Anka’nın doğarken tüylerinin yandığını söylemiş, onun önündeki bunu duyup tüylerinin çıkmadığını söylemiş. Bir öndeki kuş tüyleri olmadığı için Anka’nın gizlendiğini söylemiş. Onların önündeki bir başka kuş ise Anka’nın gizlenirken onu görenlere zarar verdiğini söylemiş. En öndeki kuş bunları duyunca, Anka’nın bunlara dayanamayıp kendini öldürdüğünü söylemiş. Bunun üzerine birçok kuş geri dönmüş.

“Benlik” vadisi
Kuşlar vadiye girince, her birinin içinde değişik bir his uyanmış. Kiminin kendini beğenmemeye başlamış, kimi her şeyi bildiğini iddia etmiş. Bazıları “yanlış yoldayız” demiş ve kargaşa çıkarmış. Her kafadan bir ses çıkmış. Her biri en öne geçip liderlik yapmak istemiş.

Yedi vadinin üzerinden geçerlerken sayıları git gide azalmış, Kaf Dağı’na ulaştıklarında sadece otuz kuş kalmış. Tepeye doğru çıkıp Anka’nın yuvasını bulmuşlar ve öğrenmişler ki, her biri esasında bir Anka’ymış. Kuşların hepsi anlamışlar ki esasında aradıkları kendileriymiş ve bu yapılan yolculuk aslında kendilerine yaptıkları bir yolculukmuş. Yani bilgeliğe ulaşan mükemmel kuş, bu yedi vadiyi geçebilen ve egolarından kurtulabilen kuşmuş. Kısacası yeniden küllerinden doğabilenler…

Cevapla